Arsiv: ‘Haberler’ Kategorisi icin
Heron’a açıklama yok, evlerde arama var
Kamuoyu, Hantepe saldırısıyla ilgili Heron açıklaması bekliyor. Ancak Genelkurmay, Heronların görüntülerini basına sızdıranların peşinde. Heronlardan gelen görüntüleri takip eden askerî personeli ailesiyle birlikte sorguya alındı.
Alınan bilgilere göre dün sabah 30 ayrı merkezde görev yapan askerî personelin evlerine baskınlar yapıldı. Eş ve çocukları bile sorgudan geçirildi.
6 askerin şehit edildiği Çukurca-Hantepe saldırısıyla ilgili kamuoyunu dehşete düşüren gelişmeler yaşanıyor. Heronları takip merkezinin, saldırıdan 15 dakika önce Hantepe’deki birliği uyardığı ancak gerekli tedbirlerin alınmadığı, saldırı görüntülerinin karargâhtaki komutanlar tarafından canlı olarak izlendiği iddiaları günlerdir manşetlerde. Kamuoyu Genelkurmay’dan tatmin edici bir açıklama beklerken, dün ilginç bir operasyon iddiası gündeme geldi.
Genelkurmay Başkanlığı’nın, baskında ihmali bulunanlar hakkında işlem yapmak yerine görüntüleri basına sızdıranları bulmak için harekete geçtiği öğrenildi. Genelkurmay Askerî Savcılığı’nın, insansız hava aracı Heronlardan gelen görüntüleri 30 ayrı merkezde takip eden askerî personel arasında şüphe uyandıranların evine eşzamanlı baskınlar düzenlediği belirtildi.
İddialara göre, dün sabah saatlerinde gerçekleştirilen baskında personellerin evleri didik didik arandı. Eş ve çocukları bile çapraz sorguya alındı; saldırı görüntüleri hakkında bilgileri olup olmadığı soruldu.
Çukurca-Hantepe’de 6 askerin şehit olmasıyla ilgili iddialar karşısında açıklama yapmayan Genelkurmay Başkanlığı, görüntülerin basına sızmasıyla ilgili operasyon başlattı. Genelkurmay Askeri Savcılığı’nın, insansız hava aracı Heronlardan gelen görüntüleri 30 ayrı merkezde takip eden askeri personeli önce göz hapsine aldığı, ardından da şüphe uyandıranların evine eşzamanlı baskınlar düzenlediği belirtildi.
internethaber.com sitesinde yer alan bilgilere göre görüntülerin Taraf gazetesinde yayımlanmasının ardından önce haberi yayımlayan Mehmet Baransu’yu baskı altına alan askeri kanat, “görüntüleri kimlerin sızdırdığı” konusunda bir cevap alamayınca, dün bir başka yönteme başvurdu. Heronları canlı olarak izleyen askeri personeli göz hapsine alan Genelkurmay Askeri Savcılığı, sabah saatlerinde şüphe uyandıran personelinin evine eşzamanlı baskınlar düzenledi. Baskında personellerin evleri didik didik arandı.
Ancak Askeri Savcılık, Heron kayıtlarının çoğaltılıp evlere götürüldüğü şüphesiyle yaptığı aramalarda herhangi bir bulguya rastlayamadı. Genelkurmay Askeri Savcılığı’nın, “köstebeği” bulmak için çok farklı taktikler denediği de ortaya çıktı. Askeri personelin eş ve çocukları bile çapraz sorguya alındı ve bu görüntüler hakkında bilgileri olup olmadığı soruldu.
Adalet Bakanı Sadullah Ergin: Tatmin edici açıklama yapılmalı
Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Heron skandalıyla ilgili önemli değerlendirmelerde bulundu. Kanal A’da katıldığı bir programda konuya ilişkin soruları cevaplayan Ergin, kafalarda oluşan şüphelerin ve algıların tatmin edici şekilde açıklığa kavuşturulmasını istedi.
Vatandaşın yaşanan hadiseleri izah eden bilgilerle buluşabilmesi gerektiğini belirten Ergin, “Hem yargısal sürecin sonunda hem de yapılacak yeni açıklamalarla soru işaretleri ortadan kaldırılmalı. Bu çok önemli.” dedi.
Yakut: TSK, lütfen töhmet altında bırakılmasın
Bazı gazetelerde yer alan Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ile ilgili iddialara değinen TBMM Başkanvekili Sadık Yakut, bazı terör saldırılarının insansız hava araçlarıyla görüntülenmesine rağmen müdahale edilmediği iddialarına ilişkin olarak ”TSK yetkilileri lütfen hemen açıklama yapsın.” dedi.
TSK içinde suçlular varsa, bunların teşhir edilip gereken cevabın verilmesi gerektiğini belirten Yakut, şunları söyledi:
”Basında yer alan iddialara göre, TSK ile ilgili iki tane Heron hadisesi var. Birincisi subaylar arasında geçen konuşma hadisesi. İkincisi ise subayların saldırıyı seyrettiği iddiası. Bu iddialar yalan mı, gerçek mi? TSK yetkilileri, lütfen hemen açıklama yapsın. Gerçekse açıklasın, yalansa yalanlasın. TSK, lütfen töhmet altında bırakılmasın. İddialar gerçek ise bu subaylar PKK yanlısı mıdır? İstihbarat elemanı mıdır? Bunlar, ortaya çıkarılsın. TSK töhmet altında bırakılmasın. Çürük elmaların temizlenmesi lazım. Herkes bu millete hesabını verecek. Hata yapan da hesabını verecek. Bu konunun bir an önce ortaya çıkarılmasını, aydınlatılmasını istiyorum.”
CHP Grup Başkan Vekili Akif Hamzaçebi: İddialar çok ciddi, susarak geçiştirilemez
CHP Grup Başkan Vekili Akif Hamzaçebi, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında, 6 askerin şehit edildiği Hantepe saldırısıyla ilgili soruları da cevapladı. İddiaların çok ciddi olduğunu ve soruşturulması gerektiğini söyleyen Hamzaçebi, konunun susarak ya da zamana bırakılarak geçiştirilemeyeceğini vurguladı, varsa sorumluların tespit edilmesini istedi.
Mhp payas meclis üyesi gözaltında
Alınan bilgiye göre, 26 Temmuz Pazartesi günü Dörtyol’da 4 polis memurunun şehit edilmesinde kullanılan 06 AY 5785 plakalı otomobilin sahibi aynı zamanda MHP’li Payas Belediyesi Meclis Üyesi Bestami Kılıç gözaltına alındı.
Kılıç, daha önceki ifadesinde, Amanos Dağları’nda Paşalı Yaylası’na giderken PKK Terör Örgütü mensubu 5 kişi tarafından durdurularak otomobilin gasp edildiğini açıklamıştı. Otomobil daha sonra Çağlalık köyü yakınlarında terk edilmiş şekilde bulunmuştu.
Olay sonrasında ifadesi alınan Kılıç, bugün gözaltına alındı.
Süper kupa en büyük arzumuz
Bursaspor Kulübü Başkanı Yazıcı, yazılı açıklamasında, kulübün 47 yıllık tarihindeki ilk Süper Lig şampiyonluğuna ulaşmanın gururunu yaşamakla birlikte bundan sonra sorumluluklarının camia ve ülke adına arttığını da bildiklerini kaydetti.
Süper Lig şampiyonluğunun ardından ilk önemli sınavı 7 Ağustos Cumartesi akşamı İstanbul Olimpiyat Stadı’nda Trabzonspor ile yapacakları Süper Kupa maçıyla vereceklerini anımsatan Yazıcı, ”Süper Lig şampiyonluğu kupasının ardından yine bir ilki gerçekleştirerek Süper Kupa’yı da müzemize taşımak en büyük arzumuzdur” dedi.
Yazıcı, sahaya Bursaspor’un ”şampiyon”, Trabzonspor’un da Anadolu futbolunun gücünü çeyrek asır önce tüm Türkiye’ye kabul ettiren ”büyük kulüp” kimliğiyle çıkacağını belirterek, şöyle devam etti:
”Anadolu’nun iki devi olarak umut ediyorum ki, hem futbol hem de fair-play olarak örnek bir mücadele sergilenecektir. Süper Kupa’nın ilk kez iki Anadolu takımının mücadelesine sahne olması, bu karşılaşmanın önemini arttırmaktadır. İki kulüp taraftarı karşılaşmayı bir şölen havasına büründürecektir.
Ayrıca Bursa’daki tüm kurum ve kuruluşların, bu maça yönelik taraftar organizasyonlarında desteğini bekliyor ve Bursalı futbolseverleri bu tarihi maçta yanımızda görmek istiyoruz.”
Ülkücü liderlerin ırzına geçildi
Takvim gazetesinden Emin Pazarcı’nın “12 Eylül zindanları” yazı dizisi devam ediyor. Dizinin bugünkü bölümünde 26 gün çırılçıplak asılı tutulan Yazıcıoğlu ile Yılmaz Durak’ın Mamak’ta yaşadıkları vahşet vardı. Yıllar sonra Yaşar Okuyan yaşananları ‘Bazı ülkücü liderlerin ırzına bile geçtiler’ diye anlatacaktı
12 Eylül Darbesi yapılmış ve işkenceciler gemi iyice azıya almıştı. İşkencelerde uygulanan metotlar artık çığırından çıkmıştı. Öylesine iğrençlikler sergileniyordu ki, dayanılır gibi değildi. Aradan yıllar geçtikten sonra, darbe öncesi MHP’nin Genel Sekreter Yardımcılığı makamında bulunan Yaşar Okuyan, yaşananları, “Ülkücü Hareket’in bazı liderlerinin ırzına bile geçtiler” sözleriyle özetleyecekti.
Mamak Askeri Cezaevi’nin C-5 adı verilen bölümünde sergilenenler, kelimenin tam anlamı ile insanlık dışıydı. Burada bir yandan işkence, diğer taraftan sorgu yapılıyordu. Sorgu ekibinin başında ise MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası’nın savcısı Hava Hakim Albay Nurettin Soyer vardı.
Dayaktan etkilenene dayak atılıyordu. Erkeklik organından elektrik verilmesinden rahatsız olanlara defalarca elektrik veriliyordu. Bazıları Filistin Askısı’na asılıyordu. Bazıları da çırılçıplak soyulduğunda çözülüyordu. Utanma duygusu yüzünden morali bozulduğu tespit edilenler, bütün sorgu boyunca çıplak tutuluyordu.
Bütün bunlar, C-5′te yaşanan olağan olaylardı. Orada çok daha iğrenç ve kelimenin tam anlamı ile insanlık dışı metotlar uygulanıyordu. O günlerde, gözaltına alınan bazı gençlerin aileleri de C-5′e getiriliyordu. Anneleri, karıları ve kızları da işkenceye alınıyor, çırılçıplak soyuluyordu.
İşkenceciler, bütün bunları yaparken gözaltındaki gence soruyorlardı:
-Haydi, şimdi de konuşma da görelim!
O dönemde, C-5′e getirilen arasında, daha sonra idam edilen Ali Bülent Orkan’ın ailesi de vardı. Yıllar sonra Hürriyet Gazetesi’nde İsa Armağan’ın ailesine de C-5′te işkence yapıldığı yazılmıştı.
Tekmeli, tokatlı, elektrikli ve askılı işkence aşamasından geçen ülkücüler, A Blok’taki “Kafes”e konuluyordu. Burada da manevi işkence uygulanıyordu. “Kafes” sirklerdeki aslan kafeslerinin benzeri bir yerdi. Burada oturmak, kalkmak, ayak değiştirmek, kıyafet düzeltmek, hatta oturuş şeklini bozmak bile izne tabiydi.
Herhangi bir ihtiyacı olanın yüksek sesle bağırması gerekiyordu:
- Komutanımmmmmm! “Komutanım” diye görevli askere sesleniliyordu. Kafes’te bütün erlerin adı “komutan”, bütün gençlerin adı da “lan”dı.
Oraya giren emekli askerler bile görevli erlere “komutanım” diye hitap etmek zorundaydı.
Askeri yönetimin “komutan” olarak görevlendirdiği er cevap veriyordu:
- Söyle lan!
- Ayağımı değiştirebilir miyim komutanım?
- Kalk lan gel buraya. Elini uzat.
Elini uzatana kural olarak 5 adet cop vuruluyordu. Ardından “komutan” bağırmaya başlıyordu:
-Ne biçim izin isteme lan bu? Size öğretmedik mi? “Komutan” derken daha yüksek sesle bağıracaksın.
Tutuklu, tekrar yerine dönüp, avazı çıktığı kadar bağırıyordu:
- Komutanımmmmmm…
Bu sahne her gün onlarca defa tekrarlanıyordu.
C-5′teki işkencelerden nasibini alan ve daha sonra kafese konulanlardan biri de Ülkü Ocakları Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’ydu.
İhtilalin ardından uzun süre kaçak olarak yaşayan Yacıcıoğlu, yakalanır yakalanmaz C-5′e götürüldü. Günlerce son derece ağır işkenceye tabi tutuldu.
Daha C-5′in kapısına geldiğinde, dört bir yandan tekme ve yumruklar yağmaya başladı.
Burada başı duvara çarptı ve akan kan boynundan aşağı doğru süzüldü. Küfürler ve hakaretler arasında koridorlardan geçirildi.
İşkenceciler hiç vakit kaybetmeden Yazıcıoğlu’nu bir tahta platformun üzerine yatırdılar. Hemen ayakkabısını çıkarıp, başparmağından elektrik vermeye başladılar:
- Türkmen Onur nerede?
Bize Mehmet Sakarya ve Ramiz Ongun’un yerini söyle…
Bu işlem işi yaramayınca, işkenceciler O’nu soymaya başladılar. Tam pantolonu çıkarılıyordu ki, Yazıcıoğlu bağırmaya başladı:
- Yapmayın, bunu yapmayın…
Bu tepkiyi vermekle hata ettiğini sonradan anladı.
Soyulduğu zaman çok etkilendiğini gören işkenceciler, bu işlemi hep tekrarladılar. Tam 26 gün boyunca çırılçıplak soyup, işkence yaptılar.
Yazıcıoğlu’nu bir sandalyenin üzerine çıkarıp, T şeklindeki bir kalasa kollarından bağlıyorlardı. Kalas, tavandaki çengele asıldıktan sonra, altındaki sandalye çekiliyordu.
Havada sallanırken, çıplak vücudunun çeşitli yerlerinden elektrik veriliyordu. Acı dayanılır gibi değildi.
İşkenceciler manyetoya bastıklarında titreşimden bütün vücudu sallanıyordu. İç organlarının tamamı dışarı fırlayacakmış gibi oluyordu. Muhsin Yazıcıoğlu, irade dışı çığlıklar atıyordu. Bu işlemden geçen sadece Yazıcıoğlu değildi. C-5′in dört bir yanından çığlıklar yükseliyordu. ‘
İstanbul Harbiye’de de bir işkence merkezi kurulmuş, bazı gençler de orada işkenceye tabi tutulmuştu. MHP ve Ülkücü Duruluşlar Davası’nda anlattıkları inanılır gibi değildi. Bir insanın aklının alamayacağı ölçüde işkenceye maruz kalmışlardı. 12 Eylül öncesi “Doğu’nun Başbuğu” lakabına sahip olan Yılma Durak, konuşmasını sürdürürken, bir ara hıçkırıklara boğuldu.
Duruşma Hakimi Kıdemli Binbaşı Vural Özenirler, araya girmek zorunda kaldı:
- Konuşamayacaksınız herhalde. Sağlığınız elvermiyorsa oturun. İsterseniz sorgunuzu erteleyelim.
Durak, hıçkırıklar arasında zor anlaşılır bir sesle cevap verdi:
- Hayır konuşacağım.
Durak, “konuşacağım” demesine rağmen, hıçkırıkları bir türlü dinmiyordu. İşkence altında yaşadıklarını bir türlü hazmedemiyor, kelimelere döküp, duruşma salonunda dile getiremiyordu.
Hıçkırıklarla ağlarken, Duruşma Hakimi bir defa daha araya girmek zorunda kaldı:
- Rahatsızsanız oturun, dinlenin. Sorguya daha sonra devam edelim.
Yine “hayır” cevabını veren Yılma Durak’ın dudaklarından hıçkırıklar arasında şu sözcükler döküldü:
- Bana işkence yapanlar, “Sen erkekliğinden oldun, ama seni zevkten mahrum etmeyeceğiz” dediler. Cop soktular.
Hıçkırıklar arasında söylenen bu sözler; herkesin tüylerini diken diken etmişti. Hakim heyeti bile şok olmuştu. Salonun dört bir yanından çığlıklar yükselmeye başladı.
Mahkeme salonu alabildiğine karıştı. Salonun arka tarafında bulunan dinleyiciler, ayağa kalkarak Mahkeme Heyeti’nin bulunduğu bölüme doğru yürümeye başladılar.
Durak’ın yakınları ise çığlık çığlığa bağırıyorlardı:
- Allahsızlar, vicdansızlar…
Bahçelievler’deki MHP Genel Merkezi’nin altındaki bir dairede yaşayan partinin emektarı Hasan Kozan’ın oğlu Kadir’in akli dengesi yerinde değildi. Kadir, zaman zaman MHP Genel Merkezi’nin karşısındaki kaldırıma geçer, “Kahrolsun faşistler. Sizin hepinizi kesmek lazım” diye bağırırdı. Bazen de Emek civarındaki CHP’lilerden para alıp, MHP Genel Merkezi’ne CHP bayrağı asardı. Kadir, MHP içinde Alparslan Türkeş’ten çekinmeyen tek isimdi. Partiye girip çıkarken “Başbuğ Türkeş” diyerek yolunu keser, harçlık almadan da yol vermezdi.
Bazı durumlarda da karşısına geçip bağırırdı: -Faşist Türkeş, katil Türkeş… Katil, katil… Hızını alamayıp, Türkeş’in aracını taşladığı bile olurdu. Alparslan Türkeş ise, Kadir’in bu davranışları karşısında hiçbir rahatsızlık belirtisi göstermez, ya söylediklerini duymazlıktan gelir, ya da gülüp geçerdi. 12 Eylül İhtilali’nin ardından Kadir’in bütün düzeni bozuldu.
İhtilali yapan darbecilere kafayı taktı. Yöneticiler gözaltına alındığı, partiye kimse gelmediği için bunalımlı günler yaşıyordu. Artık kimseye “Faşistler, katiller” diye bağıramıyor, binayı güvenlik altına alan polis ve askerler de kendisine hiç iyi davranmıyordu. Bütün bu olup bitene çok kızan Kadir, ihtilalden birkaç gün sonra Çankaya Köşkü’ne gitti. Tepkisini ortaya koymak için de Cumhurbaşkanlığı’nın duvarına kocaman bir bozkurt resmi asıp bağırmaya başladı: – Katil Evren, katil Kenan Evren… Bir anda ortalık karıştı. Eğer polisin içinden kendisini tanıyanlar çıkıp, “Durun, o deli” diye bağırmasaydı, askerler anında tetiğe basacaktı. 12 Yönetimi’ne ve Kenan Evren’e, Çankaya Köşkü’nün önünde açıktan tavır alıp “katiller” diye bağıran tek kişi olan Kadir, ihtilalden bir yıl kadar sonra Sincan’da trenin altında kalıp, hayatını kaybetti.
İsrail uluslararası komisyonu kabul etti
İsrail’in , 9 kişinin öldüğü Mavi Marmara baskınıyla ilgili BM tarafından soruşturma komisyonu kurulmasına yeşil ışık yaktı.
BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun İsrail’in 9 Türk’ün hayatını kaybettiği Mavi Marmara baskını ile ilgili Birleşmiş Milletler tarafından uluslararası soruşturma yürütülmesini kabul ettiğini açıkladı.
Ban’ın yaptığı yazılı açıklamada, Yeni Zelanda’nın eski Başbakanı Goeffrey Palmer ve Kolombiya Devlet Başkanı Alvaro Uribe’nin başkanlık edeceği 4 kişilik heyette bir Türk ve İsrailli temsilcinin yer alacağı belirtildi.
Böyle İsrail Başbakanı Benyamnin Netanyahu, İsrail Silahlı Kuvvetleri’nin operasyonlarıyla ilgili olarak BM soruşturmasını kabul eden ilk İsrail Başbakanı oldu.
İsrail, 31 Mayısta Mavi Marmara gemisine düzenlenen ve 9 Türk’ün öldüğü operasyon için BM soruşturmasında işbirliği yapmayı kabul etti.
İsrail’in “Yediler” olarak adlandırılan dar kabinesi bugün yaptığı toplantıda, BM soruşturmasına katılma kararı aldı.
Bu kararla birlikte İsrail’in, ilk kez İsrail askerleriyle ilgili bir konuda BM’nin soruşturmasını kabul ettiğine dikkat çekiliyor. Ayrıca İsrail, yine ilk kez bir BM soruşturma komisyonunda kendi faaliyetleriyle ilgili olarak yer almış olacak.
İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak’ın, cuma günü New York’ta BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun ile görüşmesinde, İsrail’in BM soruşturmasında mutabık kaldığını söylediği bildirilmişti.
BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun, Mavi Marmara gemisinin de içinde bulunduğu filoya düzenlenen ve 9 Türk’ün hayatını kaybettiği baskınla ilgili uluslararası soruşturmanın 10 Ağustosta başlayacağını açıkladı.
Ban, yaptığı yazılı açıklamada, Yeni Zelanda’nın eski Başbakanı Goeffrey Palmer ve Kolombiya Devlet Başkanı Alvaro Uribe’nin başkanlık edeceği, bir Türk ile bir İsrailli temsilcinin yer alacağı heyetin Eylül ortasında da ilk raporunu sunacağını kaydetti.
İsrailli yetkililer de, İsrail’in BM soruşturmasında yer almayı kabul ettiğini söylemişti.
Jerusalem Post gazetesi de İsrail’in prensipte, BM’nin filo olayıyla ilgili soruşturma komisyonunun kurulmasını kabul ettiğini, geçen hafta ABD’de görüşmelerde bulunan İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak tarafından bunun BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun’a iletildiğini bildirmişti.
ABD’nin, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-mun tarafından yapılan öneriyi kabul etmesi için İsrail’e baskı yaptığı belirtiliyor.
Önceleri İsrail’in, Obama yönetiminin Ban Ki-mun’un’un önerisini hasıraltı etmesi için Netanyahu’ya yardımcı olacağını umduğu, ancak ABD’nin BM Daimi Temsilcisi Susan Rice’ın, İsrail’e öneriyi kabul etmesi için baskı yapılmasını istediği hatırlatılıyor. Kaynaklar, Rice’ın bir soruşturma komisyonu kurulmasının “BM içinde ABD çıkarları açısından hayati önem taşıdığını” vurguladığını belirtiyorlar.
Ban’ın önerisine göre, gemi baskını ile ilgili hem Türkiye’nin hem de İsrail’in açtığı soruşturmalar bir inceleme komisyonu tarafından değerlendirilecek. Söz konusu komisyonda, ABD, BM, İsrail ve Türkiye’nin temsilcileri yer alacak.
Söz konusu ekip, çalışmalarına ancak bu her iki ülkede yapılan soruşturmaların tamamlanmasından sonra başlayacak. Bu komisyonun başkanlığını da Yeni Zelanda’nın eski Başbakanı Geoffrey Palmer, yardımcılığını ise Kolombiya Cumhurbaşkanı Alvaro Uribe yürütecek.
Haaretz, bu komisyonda Türkiye’nin temsilcisi olarak Dışişleri Bakanlığı Müsteşarlığı yapmış bir diplomatın isminden söz ettiğini öne sürdü. İsrail’in ise, kuruluşunda önceleri mutabık olmadığı komisyondaki temsilcisinin ismini henüz gündeme getirmediği kaydedildi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, İsrail’in Mavi Marmara baskınıyla ilgili uluslararası soruşturma komisyonunu kabul etme kararını, BM Genel Sekreteri Ban Ki Mun’un açıklamasından önce öğrendi.
Alınan bilgiye göre, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, BM Genel Sekreteri Ban’ın uluslararası komisyon kurulması kararını, İsrail’in kabul ettiğini açıklamasından önce Başbakan Erdoğan’ı telefonla arayarak iletti.



























